




Video Yükleniyor….
Yorumsuz…! Zoruma Gidiyor adlı parçalarıyla çıkış yapam o3Rap grubunun ilk ve son video klibi…
omzuma yaslan, sol tarafına düşsün en gerçek memleket sana benden yadigar kalsın, akrep bir de yelkovan hepten geçsin gitsin zamana boşver sen o sus pus kentime sığdın tedbil mekanda ben sabitim, cebimde narin boyunlu kadın katran gibi demlenmiş bir çay gibi karşılıklı içmek seni her güne çıplak etinle başlama telaşı kokunla sersem tenim boynunda vebal, koynumda yeşil yekpare elbisen ve sen yorganın altına saklanmış yine sen bana sek gözyaşınla seslen teninde durgun hüzünlü çıplak otorite gibi kıskanç kumral tan bir gece 3 gibi birbirimizi kaybetmiştik hatta aynı bankta beşiktaş ağladı ev yolumuzu gözledi sana ben sözvermiştim sözümde durmadım üzdüm seni, sen bana bakma lanet herif! hala sen ekmek fırınındaki onbeş yaşında kırılgan kız kuyrukta bekler gelip, adın sanın benim canım o kız kirpiklerinde anlam yüklenmiş sırça bir sicim sen demek o sahafta göz ucuyla dinlendiğim huzur [nakarat] bizim gri rengi dudaklarımız olurdu ağlardık yola çıkardım anneler doğardı semalar parlardı sen bir türlü tebessüm etmezdin anlardım sen bir gülsen gülmedin ki ben keyfimden ağlardım akdeniz kadar büyürdü fevkalade gözlerin ve boynundan yekpare dirhem dirhem elbisenle bana masal gelirdi kesik kesik her soluk yüzümde bana masal gelirdi kesik kesik her soluk yüzümde!!! ... üfle şu kandile bitiversin gündüz korkma elimi tut yüzüne yüzümü sürtüp başımı dizine gömsem geri dönüp... sürgüne icabet etmek nimet, senden gelsin gelecekse kağıtta harfler ıslak, havari morfin aşkın, göğsün çiçek bir gün geldi ve göğü bi başka sevdi kara kurak topraklar tam o gündü ecnebi bi kentte devrildi binalar önümden modern çağın nesnesiyle geçtin gittin gerinde sana bi parça beni bıraktı eylül bitti her siyah beyaz fotoğraf şeffaf bi pencere sol elin var hep yüzümde bana bi bukle külfet her siyah beyaz fotoğraf yeşil şeffaf bi pencere sol elin var hep yüzümde bana bi bukle küfret [nakarat] bizim gri rengi dudaklarımız olurdu ağlardık yola çıkardım anneler doğardı semalar parlardı sen bir türlü tebessüm etmezdin anlardım sen bir gülsen gülmedin ki ben keyfimden ağlardım akdeniz kadar büyürdü fevkalade gözlerin ve boynundan yekpare dirhem dirhem elbisenle bana masal gelirdi kesik kesik her soluk yüzümde bana masal gelirdi kesik kesik her soluk yüzümde!!! ... bittiğin bulvarda yağmur diner gözlerin başlardı bittiğin gören her damla senden bir parçaydı bittiğin gün elimden tutmuştun kalsaydın bittiğin gün öldü sen doğurdun deniz çıldırdı
-Saian-
Yıldırım TORUN
Orion Yayınevi ![]()
Herhangi bir sistemin tercih edilebilirlik düzeyi, günümüz dünyasında, bireysel hak ve hürriyetlere atfettiği değer nispetinde anlam kazanmaktadır. Bireysel hak ve hürriyetlere karşı devletin ya da herhangi bir kurumun sergilediği tavır, bu anlamda sisteme ilişkin değerlendirmelerin de özünü oluşturur denilebilir. Bunlar arasında sıkça tartışılmakta olan demokrasi ve cumhuriyet, günümüzde üzerinde önemle durulması gereken konular arasındadır. Cumhuriyetçi sistemlerin totaliter rejimlere dönüşebilme tehlikesine karşın, demokrasilerin de sözde demokrasiler olarak hayata geçirilmesi ihtimali vardır. Çünkü yönetim şekli monarşi olmasına rağmen demokratik ilkelerle yönetilen bir demokrasi varolabileceği gibi, egemenliğin halkta olduğu iddiasıyla hareket eden ancak bunu fiiliyatta belirli bir grubun eline vererek uygulamayan cumhuriyetçi sistemlerden, bununla birlikte de egemenliğin gerçek anlamda halkta olduğu ve bireysel hak ve demokratik olmayan demokrasilerden bahsetmek mümkündür. Bu yüzden önemli olan nominal demokrasi, nominal cumhuriyete değil, gerçek bir demokrasiye ya da bireysel hak ve hürriyetlere bağlı kalmak şartıyla tercih edilebilir bir cumhuriyete kavuşmaktır.

Öğrenci mi? O da ne?
Hemen cevap vereyim… Öğrenci okuldan eve, evden okula, evde msn,facebook derken sabah olduktan sonra tekrar aynı döngü içinde yaşayan insan görünümlü robottur… Öğrenci dünyadan bihaberdir. Okulda gördüğü baskıyı artık normal olarak görmeye başlar. Her gün ders başlamadan önce sıraya girip, kontrole tabi tutulur. Bu durum artık o kadar normal gelmeye başlar ki öğrenci kendi kendini kontrol etmez, edemez. Okulunda idari kadro onu sırada okula girmesine mani bir durumda(!) görürse onu uyarır, derse almama konusunda tehdit eder. Peki nedir okula girmesine, eğitim-öğretim hakkına mani olan durum? Saçının uzun olması mı? sakalının uzun olması mı? Ya da kimler tarafından hazırlandığı bilinmeyen okul kurallarına uygun olmaması mı? Tabi ki hiçbiri… Hedeflenen tek şey; öğrencinin gireceği sınavlarda ne yapacağını düşünmesi, dünyada, hadi dünyayı geçtim çevresinde olanlara karşı duyarsız bir moda girmesi ve dolayısıyla hiçbir yanlış uygulama hakkında yorum yapmaması, yapamamasını sağlamak. Fazla uzattım… Son olarak bilimsel bir çalışmayı yazmak istiyorum… Kısaca özetidir…
(Bilimsel Çalışma Metni Alıntıdır)
Kafese beş maymun koyarlar. Ortaya da bir merdiven konur ve
tepesine de iple bir kangal muz asılır. Her bir maymun merdivenleri
çıkarak muzlara ulaşmak istediğinde dışarıdan üzerine soğuk su sıkılır.
Her bir maymun aynı denemeyi yapar, buz gibi soğuk suyla ıslatılır.
Bütün maymunlar bu denemeler sonunda sırılsıklam ıslanırlar. Bir süre
sonra muzlara doğru hareketleneni diğer maymunlar engellemeye başlar.
Su kapatılıp maymunlardan biri dışarı alınır, yerine yeni
bir maymun konulur. İlk yaptığı iş, koşup muzlara ulaşmak için
merdivene tırmanmak olur. Fakat diğer dört maymun buna izin vermez ve
yeni maymunu bir de döverler.
Daha sonra ıslanmış maymunlardan biri daha yeni bir
maymunla değiştirilir. Ve o da merdivene ilk yaptığı atakta dayak yer.
Bu maymunu en şiddetli ve istekli döven de biraz önce diğerleri
tarafından engellenen ve ilk dayağı yiyen birinci yeni maymundur.
Islak maymunlardan üçüncüsü de değiştirilir. Bu da ilk
atağında diğerleri tarafından cezalandırılır. Diğer dört maymundan yeni
gelen ikisinin en yeni gelen maymunu niye dövdükleri konusunda hiç bir
fikirleri yoktur ama en iştahlı dövenler de onlardır.
Sonra en baştaki ıslanan maymunların dördüncü ve beşincisi
de yenileriyle değiştirilir.
Ama tepelerinde o bir kangal muz hala asılı olduğu halde
artık hiç biri merdivene yaklaşmamaktadır.
Neden mi?
Çünkü burada işler böyle gelmiş ve böyle gitmektedir…
İşte bu nokta organizasyonel (ya da toplumsal) negatif
öğrenmenin şartlanmanın başladığı yerdir.
Burdan çıkarılacak sonuç kötü yönetilmeyi ve maymun davranışını benimserseniz, hatta hayatınızdan memnun olmaya başlar, kurulu düzenin savunucusu olursanız, düzeni değiştirip doğruları yapmak isteyenlere en çok ve en iştahla siz engel olursunuz.